Karadeniz’e kıyısı olan dört ülkeden Türkiye, Bulgaristan, Romanya ve Ukrayna’nın katılımıyla Karadeniz’de yaşayan yunus popülasyonlarının miktarı belirlenecek. Geçen yaz Türk Deniz Araştırmaları Vakfı’nın (TÜDAV) da destek verdiği, ACCOBAMS’ın tüm Akdeniz’deki deniz memelilerinin dağılımı ve miktarını ortaya koymayı hedefleyen projesinin ardından, bu sene de Karadeniz’de çalışma yapılacak.

2019 yılının yaz mevsiminde başlayacak saha çalışmaları iki uçakla Türkiye, Bulgaristan, Romanya ve Ukrayna karasuları ve ekonomik münhasır bölgelerinde yapılacak. CeNoBS adlı projenin Karadeniz’de yaşayan deniz memelilerinin dağılımı ve miktarı hakkında geniş ölçekte yapılacak ilk çalışma olması açısından öne çıkıyor. Proje sonuçları ise, bölgesel düzeyde yunusların miktarlarını ve korunma durumlarını anlamak için temel verileri sağlayacak.

Projenin Türkiye ayağında Türk Deniz Araştırmaları Vakfı ve KTÜ Deniz Bilimleri Fakültesi görevli olup iki yıllık projede ayrıca yunusların balıkçılık sırasında tesadüfi ağa yakalanmaları ve deniz gürültüsü hakkında da veri toplanacak. Yaklaşık 500 bin avroluk projenin finansmanını Avrupa Birliği’nin Çevre Genel Müdürlüğü üstlenecek.

“Böyle bir proje daha önce Karadeniz’de hiç yapılmadı.”

TÜDAV Genel Kurul Üyesi ve İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayhan Dede, “Deniz memelilerinin popülasyon büyüklükleri hakkında yapılacak çalışmalar, yunusların bir günde kat edebildikleri mesafe göz önüne alındığında oldukça zordur. Geniş katılımlı böyle proje daha önce Karadeniz’de hiç yapılamadı. Her ne kadar Karadeniz’de üç yunus türünün popülasyonlarının miktarı kesin olarak bilinmese de, çalışmalara göre afalina için birkaç bin, mutur için birkaç bin ile on binler, tırtak için ise birkaç on bin rakamları telaffuz edilmektedir. Ancak bu proje ile gerçek bilimsel rakamlara ulaşabileceğiz.” dedi.

 “Karadeniz yunusları birçok nedenle tehdit altında”

TÜDAV Başkan Yardımcısı ve İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Arda Tonay, “Denizlerimizdeki yunus avcılığı 1983’te yasaklanmıştır. Sadece 1970 ile 1983 yılları arasında Türkiye’de 25 bin 678 ton yunus avlanmıştır. 20. yüzyılda Karadeniz’de 4-5 milyon adet avlandığı tahmin edilmektedir. Bu yok edici aşırı avcılık nedeni ile yunus popülasyonları aşırı derece tahrip edilmiş ve nesli tehlike altına girmiştir. Ancak Karadeniz yunusları birçok nedenle halen tehdit altındadır. Bu tehditlerin başında tesadüfi ağa yakalanma gelmektedir. Özellikle dip uzatma ağları ile yapılan avcılık nedeniyle her yıl yaklaşık 3 bin mutur ve afalina türü yunusun tesadüfi ağa yakalanarak öldüğü tahmin edilmekte, 2003-2016 yılları arasında sadece Batı Karadeniz’de 1243 adet ölü ve canlı yunusun karaya vurduğu tespit edilmiştir. Kirlilik, aşırı balıkçılık nedeniyle besin yetersizliği ve salgın hastalıklar nedeniyle kitlesel ölümler ise diğer tehdit unsurlarıdır,” dedi.

“Ancak ekosistemin bütün parçalarını koruyarak biyoçeşitliliği koruyabiliriz”

ACCOBAMS Bilimsel Komite Başkan Yardımcısı, TÜDAV Genel Kurul Üyesi ve İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Öğretim Görevlisi Dr. Ayaka A. Öztürk, “Azalan balık stoklarından dolayı yunus ve balıkçılar arasındaki etkileşim arttı, dolasıyla yunusların görünürlüğü de arttı. Yunus türlerinin avlanması 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu’na göre yasaktır. Ülkemiz, Barcelona, Bern, CITES ve ACCOBAMS gibi uluslararası sözleşmelere taraf olmuş. Bu anlaşmalara göre yunus türleri “kesinlikle korunan türler” olarak tanımlanmış, Karadeniz popülasyonları IUCN kırmızı listesinde (mutur ve afalina nesli tehlike altında EN, tırtak hassas olarak VU) yer almaktadırlar. Yani hiçbir koşulda yunusların avlanmasının önünün açılması yasal ve bilimsel olarak mümkün değildir. Ancak ekosistemin bütün parçalarını koruyarak biyoçeşitliliği koruyabiliriz.”

Karadeniz için asıl tehdit aşırı avcılık, kirlilik ve hatalı balıkçılık politikalarıdır

Son yıllarda özellikle Karadeniz’deki balıkçılık kooperatiflerinin ve bazı akademik kurum üyelerinin, uzmanlık alanları olmamasına rağmen, balık popülasyonlarını azalttığı iddiasıyla birlikte dile getirdiği yunusların çok arttığı ve toplu avlanması gerekliliğine dair söylemleri hiçbir bilimsel temeli olmayan, dahil oldukları kurumlar açısından da talihsiz açıklamalardır. Beş yıl önce TÜDAV’ın yine bu söylemlere karşı yayınladığı “Yunus yoksa balık da yok*” başlıklı basın bülteninde belirtildiği üzere; “Yunuslar balık değil, bizler gibi memeli oldukları için balıklar gibi binlerce yumurta bırakarak üremezler. Dolayısıyla yunusların denizlerimizde ‘anormal artmaları’ mümkün değildir”. Balıkların sonunu getiren ve balıkçıya asıl zarar veren, aşırı avlanma, hatalı balıkçılık politikaları ve kirlilik iken cezayı yunusa kesmeye çalışmak en hafif tabiriyle ‘cambaza bak oyunu’dur. 40m’lik bir gırgır teknesi günde en az 4-6 ton hamsi avlarken, yunusun midesindeki balığa göz dikmek ise akla ve sağduyuya aykırıdır. Özellikle de Türkiye’de avlanan 150bin ton hamsinin yarısının balık unu fabrikalarına gittiği biliniyorken…

Medya mensuplarının konunun uzmanlarına mikrofon uzatacakları, bilim insanlarımızın bilim etiğine uygun olarak kendi uzmanlık alanları üzerine açıklama yapacakları, Balıkçılık Kooperatifi başkanlarının balıkçılığımızın esas sorunları olan aşırı avcılık, av yasaklarına uyulmaması, üreme boyuna gelmemiş yavru balık avcılığı ve kirlilik gibi konular üzerine açıklamalar yapacakları ve Karadeniz’de halen mevcut olmayan Deniz Koruma Alanları talep edecekleri günleri hep beraber görme ümidiyle, Türk Deniz Araştırmaları Vakfı olarak konunun her zaman takipçisi olacağımızı kamuoyuna duyururuz.

* 30 Eylül 2013 tarihli “Yunus yoksa balık da yok!” başlıklı kamuoyu açıklaması: http://tudav.org/calismalar/denizel-biyocesitlilik/deniz-memelileri-calismalari/yunus-yoksa-balik-da-yok/